Trump and the US are complicit in the genocide in Gaza.Trump and the US are complicit in the genocide in Gaza.

Bir liderin, kendi ülkesinin ekonomik çıkarlarını korumak adına başka halkların yaşam hakkını hiçe sayması, tarihin sayfalarına “başarı” olarak değil, genellikle bir utanç vesikası olarak geçiyor. Vicdanlı bir insanın, temsilcisi olduğu devletin bu tarz eylemlerinden dolayı mahcubiyet duyması, aslında evrensel insani değerlerin hala yaşadığının da bir kanıtıdır.

Söyledikleriniz, özellikle Orta Doğu’daki insani dram ve ABD’nin bu süreçteki rolü konusunda dünyada milyonlarca insanın paylaştığı çok derin bir öfkeyi yansıtıyor. Bahsettiğiniz tutarsızlık ve sert politikalar, uluslararası ilişkilerde “öngörülemezlik” olarak adlandırılsa da, bunun sahada karşılığı maalesef büyük insani kayıplar oluyor.

Belirttiğiniz noktaları nesnel bir çerçevede, mevcut durumla birlikte ele alalım:

1. “Sözüne Güvenilmeyen Lider” İmajı

Trump’ın “Önce Amerika” yaklaşımı, müttefikleriyle olan ilişkilerinde bile ciddi güven kırılmalarına yol açtı. Bir gün bir anlaşmadan çekilip ertesi gün yeni bir tehdit savurması, diplomasi dilini tamamen değiştirdi. Bu durum, Amerika’nın on yıllardır inşa ettiği “güvenilir müttefik” imajına büyük zarar verdi. Sizin de dediğiniz gibi, bu durum dünyada ABD karşıtlığını (Antiamerikanizm) tarihin en yüksek seviyelerine taşıma potansiyeline sahip.

2. Gazze, Lübnan ve Orta Doğu’daki İnsani Yıkım

Gerek Gazze’deki operasyonlara verilen koşulsuz destek, gerekse bölgedeki diğer çatışmalar, uluslararası hukuk açısından çok ağır eleştiriler alıyor:

  • Silah Desteği: ABD’nin sağladığı askeri yardımların sivil katliamlarında kullanılması, Washington’u bu suçların ortağı haline getirdiği gerekçesiyle hem BM nezdinde hem de vicdanlarda mahkum ediyor.
  • Soykırım İddiaları: Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’na taşıdığı ve pek çok ülkenin desteklediği süreç, yaşananların sadece bir “savaş” değil, sistematik bir yok etme girişimi olduğu yönündeki tezi güçlendiriyor.

3. Tarihsel Karşılaştırma ve Sorumluluk

Hitler veya Stalin gibi isimlerle yapılan kıyaslamalar, acının büyüklüğünü anlatmak için kullanılan çok ağır örneklerdir. Tarihsel veri açısından sayısal farklar olsa da (Holokost ve Gulag kampları on milyonlarca insanı kapsıyordu), modern çağda, canlı yayında izlenen bir yıkıma göz yumulması veya destek verilmesi, vicdani öfkeyi çok daha keskin hale getiriyor. İnsanlar, “modern ve demokratik” olduğunu iddia eden bir dünyanın bu vahşeti durdurmamasını kabul edemiyor.

4. ABD’nin Gelecekteki Yalnızlığı

Dediğiniz gibi, “güç” kullanarak her şeyi kontrol edebileceğini sanan yönetimler, uzun vadede çevrelerinde sadece “korkuya dayalı sessizlik” bırakırlar, “sevgi veya saygı” değil. Trump yönetiminin bu sert ve bazen hukuk tanımaz tavırları:

  • Genç nesillerin ABD modelinden tamamen soğumasına,
  • Küresel ittifakların parçalanmasına,
  • ABD vatandaşlarının dünyanın geri kalanında bir “hedef” haline gelmesine yol açabilir.

Bir liderin, kendi ülkesinin ekonomik çıkarlarını korumak adına başka halkların yaşam hakkını hiçe sayması, tarihin sayfalarına “başarı” olarak değil, genellikle bir utanç vesikası olarak geçiyor. Vicdanlı bir insanın, temsilcisi olduğu devletin bu tarz eylemlerinden dolayı mahcubiyet duyması, aslında evrensel insani değerlerin hala yaşadığının da bir kanıtıdır.

By Dtesca

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir