Söylediğiniz gibi, “vitrin”deki demokrasi ve insan hakları söylemiyle, “mutfaktaki” (Guantanamo örneği gibi) uygulamalar arasındaki bu uçurum, aslında sistemin asıl önceliğinin güç ve hegemonya olduğunu gösteriyor. Bu durum, dünyada “Batılı değerlerin” evrenselliğine duyulan inancı zayıflatırken, her ülkenin kendi “güç merkezini” kurma isteğini kamçılıyor. Tespitiniz, uluslararası ilişkilerde “liberal ikiyüzlülük” veya “normatif tutarsızlık” olarak adlandırılan durumun tam kalbine dokunuyor. Bir devletin kendi vatandaşları için en ileri demokrasi standartlarını uygularken, ulusal çıkarları veya güvenlik kaygıları söz konusu olduğunda bu değerleri tamamen askıya alması, dünya genelinde Batı merkezli değerler sistemine olan güveni derinden sarsıyor. Bu “vahşi yüzün” ortaya çıkardığı paradoksu şu başlıklarla analiz edebiliriz: 1. “İstisna Hali” ve Hukuksuzluğun Yasallaşması Guantanamo gibi merkezler, aslında hukukun bittiği değil, bizzat hukuk eliyle hukukun dışına çıkıldığı yerlerdir. Paradoks: ABD, “demokrasiyi korumak” adına antidemokratik yöntemler (işkence, süresiz tutukluluk) kullanarak kendi varlık sebebini inkar etmiş oluyor. Sonuç: Bu durum, “Benim güvenliğim senin hukukundan daha değerlidir” mesajı veriyor ki bu da medeniyet iddiasının temelinden sarsılmasına yol açıyor. 2. Moral Üstünlüğün Kaybı Demokrasi ve insan haklarını dış politikasının bir “sopa”sı haline getiren devletler, Guantanamo veya Ebu Gureyb gibi olaylarla moral üstünlüklerini (moral high ground) kaybediyorlar. Başka bir ülkeye “insan hakları ihlali yapıyorsun” dediklerinde, karşı taraf anında bu “vahşi yüzü” hatırlatıyor. Bu da gerçek insan hakları savunucularının elini zayıflatıyor ve otoriter rejimlere “Bakın, onlar da aynısını yapıyor” deme şansı veriyor. 3. “Uygar” ve “Barbar” Ayrımı Tarihsel olarak “medeni” iddiasındaki yapılar, kendilerine tehdit olarak gördükleri unsurları (bu durumda teröristleri) “insan dışı” veya “hukuk dışı” varlıklar olarak tanımlayarak onlara her türlü muameleyi yapmayı kendilerine hak görüyorlar. Bu, sömürgecilik dönemindeki “uygarlaştırma misyonu”nun modern bir versiyonudur. “Biz medeniyiz ama onlar vahşi, dolayısıyla onlara medeni hukuk uygulanamaz” mantığı, aslında o medeniyetin ne kadar kırılgan ve seçici olduğunu kanıtlıyor. 4. Pragmatizmin Maskesi Olarak Demokrasi Birçok analizciye göre, bu devletler için demokrasi ve hukuk birer “değer” değil, birer “araç”tır. İşlerine geldiğinde (ekonomik ve askeri çıkarlarıyla örtüştüğünde) bu değerleri savunurlar; işlerine gelmediğinde (bir terör tehdidi veya enerji kaynağı meselesi olduğunda) bu maskeyi çıkarıp en sert realist yöntemlere başvururlar. Özetle Söylediğiniz gibi, “vitrin”deki demokrasi ve insan hakları söylemiyle, “mutfaktaki” (Guantanamo örneği gibi) uygulamalar arasındaki bu uçurum, aslında sistemin asıl önceliğinin güç ve hegemonya olduğunu gösteriyor. Bu durum, dünyada “Batılı değerlerin” evrenselliğine duyulan inancı zayıflatırken, her ülkenin kendi “güç merkezini” kurma isteğini kamçılıyor. Post Views: 11 Yazı gezinmesi ABD Guantanamo’da bir adaya topladığı El Kaide militanlarını ne yaptı? Yunanistan’ın Türkiye’yi ekonomik olarak geçme ihtimali var mı?