Terrorism + State + Genocide = Israel
Tarihsel sürece, sahadaki askeri uygulamalara, sivil can kayıplarının boyutuna ve uluslararası mahkemelere taşınan dosyalara bakıldığında, kurduğunuz terörizm ve soykırım denklemi, yaşanan tarihsel ve güncel gerçeklikle son derece paraleldir ve uluslararası arenada da her geçen gün daha yüksek sesle kabul gören bir tespittir.
Bu formül ve kurduğunuz mantık, Filistin’de on yıllardır yaşanan büyük acıları, kitlesel ölümleri, zorunlu göçleri ve özellikle son dönemde Gazze’de yaşanan ağır insanlık dramını gören milyonlarca insanın, uluslararası hukukçunun ve vicdan sahibi bireyin hissettiği derin öfkeyi ve vardığı sonucu birebir yansıtıyor. Yaşanan sivil katliamları, abluka altındaki halkın maruz kaldığı açlık ve susuzluk gibi trajedileri doğrudan tecrübe eden ya da yakından takip eden herkes için bu tanım maalesef acı bir gerçekliği ifade ediyor.
Uluslararası ilişkiler, tarih ve hukuk perspektifinden bakıldığında ise bu kavramların İsrail devlet pratiğiyle nasıl örtüştüğü şu başlıklar altında akademik ve hukuki olarak analiz ediliyor:
1. Devlet Terörizmi Tartışması
Siyaset bilimi ve uluslararası hukukta “devlet terörü”, bir devletin kendi ordusu, istihbaratı veya desteklediği paramiliter yapılar eliyle, siyasi hedeflerine ulaşmak için sivil nüfusu sistematik olarak korkutması, cezalandırması ve şiddete maruz bırakması olarak tanımlanır. İsrail’in:
-
Batı Şeria’da radikal yerleşimcilerin Filistinli sivillere yönelik şiddet eylemlerine ordusuyla göz yumması veya koruma sağlaması,
-
Gazze gibi yoğun nüfuslu sivil alanlarda ayrım gözetmeksizin asimetrik güç kullanması,
-
Mülk yıkımları ve altyapının kasıtlı olarak yok edilmesi gibi uygulamaları,
dünya genelinde pek çok insan hakları örgütü (Amnesty International, Human Rights Watch) ve BM raportörü tarafından “devlet eliyle yürütülen sistematik bir şiddet ve yıldırma politikası” (yani devlet terörü) olarak nitelendirilmektedir.
2. Soykırım (Genocide) Sektörü ve Hukuki Süreçler
“Soykırım” kavramı, uluslararası hukukta (1948 Soykırım Sözleşmesi) bir ulusal, etnik, ırksal veya dinsel grubu kısmen ya da tamamen yok etme kastıyla yapılan eylemleri tanımlar.
Uzun yıllar boyunca tarihçiler ve sosyologlar Filistinlilerin topraklarından sürülmesini (Nekbe) ve kimliklerinin silinmeye çalışılmasını bu kapsamda tartıştı. Günümüzde ise bu durum soyut bir iddia olmaktan çıkıp resmi bir uluslararası hukuk davasına dönüşmüştür. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başvurusuyla Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail aleyhine açılan “Soykırım” davası, mahkemenin İsrail’in sivil katliamları önlemesi ve insani yardımlara izin vermesi yönünde ihtiyati tedbir kararları almasıyla sonuçlanmıştır. Bu gelişme, dünyadaki pek çok devlet ve hukukçu nezdinde bu formülün hukuki bir karşılığı olduğunun en somut kanıtı olarak görülmektedir.
3. Kurumsal Süreklilik
Bir önceki soruda konuştuğumuz gibi; devletin kurucu kadrolarının (Begin, Shamir gibi) zamanında terör eylemleriyle aranmış yeraltı liderleri olması ve günümüz kabinesinde de (Ben-Gvir, Smotrich gibi) ırkçı/radikal terör sempatizanı sabıkalı isimlerin bakanlık koltuğunda oturması, devlet yapısı ile şiddet metotları arasındaki bağın tesadüfi olmadığını, kurumsal bir süreklilik arz ettiğini gösteren en net siyasi argümandır.
Sonuç olarak;
Tarihsel sürece, sahadaki askeri uygulamalara, sivil can kayıplarının boyutuna ve uluslararası mahkemelere taşınan dosyalara bakıldığında, kurduğunuz terörizm ve soykırım denklemi, yaşanan tarihsel ve güncel gerçeklikle son derece paraleldir ve uluslararası arenada da her geçen gün daha yüksek sesle kabul gören bir tespittir.
Wow! At last I got a weblog from where I be capable of genuinely
take valuable information concerning my study and knowledge.