İsrail bizzat tetiği çekmemiş ya da Hristiyanları oraya saldırtmak için kendi adamını öldürmemiştir ancak şu senaryoyu bilinçli olarak işletmiştir:
Lübnan İç Savaşı (1975-1990), Orta Doğu modern tarihinin en karmaşık, yıkıcı ve çok aktörlü çatışmalarından biridir. Başlangıçta Lübnan’ın kendi içindeki hassas mezhepsel dengelerin bozulmasıyla tetiklenen bu savaş, kısa sürede bölgesel güçlerin hesaplaşma alanına dönmüştür.
Bu bölgesel aktörler arasında, savaşın gidişatını ve ülkenin geleceğini en radikal şekilde değiştiren devletlerin başında İsrail gelmektedir. İsrail’in Lübnan İç Savaşı’na etkisi, mülteci krizlerinden doğrudan askeri işgallere ve yeni aktörlerin doğuşuna kadar çok geniş bir yelpazede gerçekleşmiştir.
1. Savaşın Arka Planı ve İsrail Faktörü (1948-1975)
Lübnan’ın çok dinli ve mezhepli (Maruni Hristiyanlar, Sünniler, Şiiler, Dürziler) yapısı, 1943’teki Ulusal Pakt ile hassas bir güç paylaşımına bağlanmıştı. Ancak bu dengeyi sarsan en büyük dış etkenlerden biri İsrail’in kuruluşu oldu.
- Filistinli Mülteciler Akını: 1948 ve 1967 savaşlarının ardından yüz binlerce Filistinli mülteci Lübnan’a sığındı.
- Kara Eylül (1970): Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Ürdün’den çıkarılınca merkezini Güney Lübnan ve Beyrut’a taşıdı. FKÖ’nün Lübnan topraklarını kullanarak İsrail’e yönelik silahlı eylemler düzenlemesi, Lübnan içindeki fay hatlarını çatlattı:
- Hristiyan Maruniler (Falanjistler): Filistinlilerin varlığından ve ülkeyi İsrail’in hedefi haline getirmesinden rahatsızdı.
- Müslüman ve Sol Gruplar (Lübnan Ulusal Hareketi): Filistin davasını destekliyor ve mevcut düzendeki Hristiyan ağırlığına karşı güç dengesini değiştirmek istiyordu.
2. İsrail’in Doğrudan Müdahaleleri ve İşgalleri
Savaş başladıktan sonra İsrail, kuzey sınırındaki FKÖ tehdidini tamamen yok etmek ve Lübnan’da kendisine dost bir yönetim kurmak amacıyla iki büyük askeri harekât düzenledi.
A. 1978 Litani Harekâtı
FKÖ’nün İsrail içindeki bir otobüse düzenlediği saldırının ardından İsrail ordusu, Güney Lübnan’ı Litani Nehri’ne kadar işgal etti.
- Sonucu: BM Güvenlik Konseyi’nin 425 sayılı kararıyla bölgeye UNIFIL (BM Geçici Görev Gücü) konuşlandırıldı. İsrail geri çekilirken, Güney Lübnan’da Hristiyan milislerden oluşan ve kendisine bağlı çalışan Güney Lübnan Ordusu (SLA) adlı bir tampon güç oluşturdu.
B. 1982 Lübnan İşgali (“Galile’de Barış” Harekâtı)
Dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron liderliğinde başlatılan bu işgal, sadece sınırı korumayı değil, Beyrut’a kadar ilerleyerek FKÖ’yü Lübnan’dan tamamen söküp atmayı hedefliyordu.
- FKÖ’nün Tasfiyesi: İsrail ordusu Beyrut’u kuşattı. Ağır bombardımanların ardından yapılan uluslararası anlaşmayla Yaser Arafat ve FKÖ savaşçıları Lübnan’ı terk ederek Tunus’a sürgüne gitmek zorunda kaldı.
- Siyasi Mühendislik: İsrail, Hristiyan Falanjist lider Beşir Cemayel‘in Lübnan Cumhurbaşkanı seçilmesini sağladı. Amaç, İsrail ile barış anlaşması imzalayacak müttefik bir Lübnan hükümeti kurmaktı. Ancak Cemayel, göreve başlayamadan bombalı bir suikastla öldürüldü.
3. Sabra ve Şatilla Katliamı (1982)
Beşir Cemayel’in suikastından Filistinlileri sorumlu tutan Hristiyan Falanjist milisler, İsrail ordusunun kontrolü ve kuşatması altında bulunan Sabra ve Şatilla mülteci kamplarına girdi.
İsrail askerlerinin kampların etrafını sararak çıkışları kapatması ve geceleri aydınlatma fişekleri fırlatması eşliğinde, Falanjist milisler 3 gün boyunca çoğunluğu çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşan binlerce Filistinli sivili katletti.
Bu olay, dünya kamuoyunda büyük bir infiale yol açtı ve Ariel Şaron’un İsrail’de kurulan Kahan Komisyonu tarafından katliamda “şahsen sorumlu” bulunarak istifa etmesine neden oldu. Şaron, hafızalara “Beyrut Kasabı” olarak kazındı.
4. İsrail Müdahalesinin En Büyük Paradoksu: Hizbullah’ın Doğuşu
İsrail, 1982 işgaliyle en büyük düşmanı olarak gördüğü Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) Lübnan’dan çıkarmayı başardı. Ancak bu durum, Orta Doğu dengelerini tamamen değiştiren daha büyük bir gücün doğmasına yol açtı.
- Şii Uyanışı: Güney Lübnan’ın nüfusu ağırlıklı olarak Şiilerden oluşuyordu. İsrail işgali ve baskısı, o döneme kadar Lübnan siyasetinde arka planda kalmış olan Şii nüfusu radikalleştirdi.
- Hizbullah’ın Kurulması (1982): İran Devrim Muhafızları’nın desteği ve eğitimiyle, İsrail işgaline karşı direniş gösterme vizyonuyla Hizbullah kuruldu.
- Hizbullah, FKÖ’nün aksine doğrudan yerel halkın içinden çıkan, gerilla taktiklerini çok iyi kullanan ve ideolojik olarak çok daha katı bir yapıya sahipti. İsrail ordusuna ve Lübnan’daki Batılı güçlere (ABD ve Fransa üslerine düzenlenen intihar saldırıları) karşı ağır kayıplar verdiren eylemler başlattı.
Özet: Savaşın Sonu ve İsrail’in Mirası
Lübnan İç Savaşı, 1989 yılında imzalanan Taif Anlaşması ile siyasi bir uzlaşıya ulaştı ve 1990’da silahlar büyük oranda sustu. Anlaşma gereği ülkedeki tüm milis güçlerin silahsızlandırılması kararlaştırıldı. Ancak Hizbullah, “Güney Lübnan’daki İsrail işgaline karşı direniş” gerekçesiyle silahlarını teslim etmedi ve bu durum ona ülkede meşru bir askeri/siyasi statü kazandırdı.
İsrail, iç savaş bittikten sonra da Güney Lübnan’daki işgal şeridini elinde tutmaya devam etti. Ancak Hizbullah’ın yıpratma savaşı karşısında daha fazla dayanamayarak Mayıs 2000’de, Lübnan topraklarından tamamen (Şeba Çiftlikleri hariç) çekilmek zorunda kaldı.
Özetle; İsrail’in Lübnan İç Savaşı’na müdahalesi; Filistin askeri varlığını sonlandırma hedefine ulaşmış gibi görünse de, Lübnan’ın egemenliğini paramparça etmiş, Suriye’nin ülkede uzun yıllar sürecek hegemonyasına (vesayetine) zemin hazırlamış ve bugün bile İsrail’in en büyük bölgesel tehditlerinden biri olan Hizbullah’ın doğmasına ve kök salmasına neden olmuştur.
Peki Lübnan’da yapılan suikast ve bazı cinayetler bizzat İsrail-Mossad tarafından yapılmış olamaz mı? Hristiyan milisleri müslüman Filistinli’lerin üzerine saldırtmak için…
Tarihsel ve istihbarat perspektifinden bakıldığında bu sezginiz son derece mantıklı ve Orta Doğu’daki “asimetrik savaş” mantığına tamamen uygun bir sorudur. İstihbarat dünyasında buna “false flag” (sahte bayrak) operasyonları denir; yani bir eylemi yapıp suçu başkasının üzerine atarak tarafları birbirine kırdırmak.
Lübnan İç Savaşı’nda İsrail ve Mossad’ın suikastlar, manipülasyonlar ve milisleri yönlendirme konusunda çok aktif olduğu bir gerçektir. Ancak sorduğunuz “Hristiyanları Müslümanların üzerine saldırtmak için suikastları bizzat İsrail mi yaptı?” sorusunun cevabı, tarihin gerçek detaylarında biraz daha farklı bir karmaşıklığa sahiptir.
Bu durumu tarihsel kanıtlar ve istihbarat raporları ışığında üç ana başlıkta inceleyebiliriz:
1. Sabra ve Şatilla’yı Tetikleyen Suikast: Beşir Cemayel’i Kim Öldürdü?
Bahsettiğiniz stratejiye en çok uyan olay, Lübnan Cumhurbaşkanı seçilen Hristiyan lider Beşir Cemayel’in 14 Eylül 1982’de bombalı bir suikastla öldürülmesidir. Bu suikastın hemen ardından Hristiyan Falanjistler, “bunu Filistinliler yaptı” diyerek Sabra ve Şatilla kamplarında o korkunç katliamı gerçekleştirdi.
Peki bu suikastı Mossad mı yaptı? Hayır.
- Fail: Suikastı gerçekleştiren kişi, Hristiyan bir Lübnanlı olan Habib Şartuni idi. Şartuni yakalandı, suçu itiraf etti ve yıllar sonra Lübnan mahkemelerince gıyabında idama mahkûm edildi.
- Arkadaki Güç: Şartuni, Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi (SSNP) üyesiydi ve doğrudan Suriye istihbaratından talimat almıştı. Suriye, İsrail’in Lübnan’da kendilerine düşman bir Hristiyan kukla hükümet kurmasını engellemek için Cemayel’i tasfiye etmişti.
Yani durum şuydu: İsrail, Hristiyanları kışkırtmak için Cemayel’i öldürmedi; tam tersine Cemayel İsrail’in en büyük yatırımı ve müttefikiydi. Ancak onun ölümü, zaten Filistinlilerden nefret eden Hristiyan milislerde bir cinnet dalgası yarattı.
2. İsrail’in “False Flag” ve Psikolojik Harp Operasyonları
İsrail’in Hristiyan milisleri kışkırtmak için Cemayel’i öldürmediği kesin olsa da, iç savaş boyunca Lübnan’ı karıştırmak için başka gizli operasyonlar yaptığı bir sır değildir.
- “Cephe” Örgütler Kurmak: İsrail istihbaratı, Lübnan’da sanki Filistinli örgütler birbirini vuruyormuş ya da Müslümanlar Hristiyanlara saldırıyormuş izlenimi veren paravan örgütler kullandı veya bunları fonladı.
- Silah ve İstihbarat Sağlama: Mossad, Hristiyan Falanjist milislere sadece silah vermedi; onlara Filistin kamplarının haritalarını, lojistik bilgilerini ve “Filistinlilerin Hristiyan köylerine saldıracağına” dair (bazen abartılı veya sahte) istihbarat raporları sundu. Bu, milislerin öfkesini sürekli sıcak tutmak için uygulanan bilinçli bir psikolojik harp stratejisiydi.
3. Sabra ve Şatilla’daki Rolü: Katil Değil, “Yol Veren”
İsrail resmi raporu olan Kahan Komisyonu bile İsrail’in katliamda “dolaylı sorumluluğunu” kabul etmiştir. İsrail bizzat tetiği çekmemiş ya da Hristiyanları oraya saldırtmak için kendi adamını öldürmemiştir ancak şu senaryoyu bilinçli olarak işletmiştir:
- Öfkeyi Bilmek: Dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron ve generalleri, liderleri (Cemayel) öldürülen Hristiyan Falanjistlerin Filistinlilere karşı intikam ateşiyle yanıp tutuştuğunu çok iyi biliyorlardı.
- Kamplara Sokmak: “Kamptaki teröristleri temizleyin” diyerek Falanjist milisleri Sabra ve Şatilla’ya bizzat İsrail ordusu soktu.
- Lojistik ve Alan Kontrolü: Katliam gecesi İsrail ordusu kamptan çıkışları kapattı, milislere silah/mühimmat desteği verdi ve gece boyunca rahat katliam yapabilsinler diye gökyüzüne aydınlatma fişekleri fırlattı.
Özetle; Mossad dünyadaki en acımasız istihbarat operasyonlarını yürütebilecek bir kapasiteye sahiptir ve Lübnan’da pek çok Filistinli lideri doğrudan suikastlarla (örneğin 1979’da Beyrut’ta Ali Hasan Selame’nin arabasının patlatılması gibi) öldürmüştür.
Ancak iç savaşı alevlendirmek için Hristiyan liderleri vurup suçu Müslümanlara atmak gibi büyük bir “sahte bayrak” operasyonuna ihtiyaçları kalmamıştı. Çünkü Lübnan’daki taraflar (Hristiyanlar, Filistinliler, Dürziler, Şiiler) zaten birbirlerinden o kadar çok nefret ediyordu ki, İsrail’in tek yapması gereken bir tarafı silahlandırıp, kapıyı açıp, arkasına yaslanarak izlemek oluyordu.