Did Mossad assassinate Trump?
Hayır, Donald Trump’a yönelik suikast girişimlerinin arkasında İsrail veya MOSSAD’ın olduğuna dair hiçbir resmi kanıt veya bulgu bulunmuyor. Bu iddia, tamamen sosyal medyada ve bazı televizyon programlarında dönen komplo teorilerinden ibaret.
Bu söylentilerin çıkış noktasına ve işin aslına bakarsak durum şöyle:
1. Suikast Girişimlerinin Arkasındaki Gerçek Failler
Trump, 2024 yılındaki iki olayın (Pennsylvania’daki miting ve Florida’daki golf kulübü) ardından geçtiğimiz günlerde de (Nisan 2026’da) Beyaz Saray Muhabirleri Derneği yemeğinde yeni bir saldırı girişimine uğradı.
- Son Saldırganın Kimliği: Bu son olayda güvenlik noktasını aşmaya çalışırken ateş açan ve yakalanan kişinin Cole Tomas Allen adında 31 yaşında bir Amerikan vatandaşı olduğu açıklandı.
- Gerekçesi: ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve İç Güvenlik Bakanlığı’nın incelemelerine göre, bu kişinin tamamen kişisel ve siyasi öfkelerle (özellikle ABD-İsrail-İran gerilimi ve mevcut yönetim politikalarına duyduğu tepki nedeniyle) tek başına hareket ettiği belirlendi. Saldırganın bir “manifesto” bıraktığı ve Trump’ı siyasi kararlarından dolayı hedef aldığı açıklandı.
2. “MOSSAD Yaptı” İddiası Nereden Çıkıyor?
Özellikle Türkiye dahil bazı ülkelerdeki televizyon programlarında (örneğin Nedim Şener veya bazı uluslararası ilişkiler uzmanlarının konuk olduğu yayınlarda) ve sosyal medyada, “İsrail’in Trump’tan memnun olmadığı ve ona gözdağı vermek istediği” yönünde teoriler ortaya atıldı.
- Ayrıca Rusya ve İran gibi ülkelerin devlet medyasının da, ABD içindeki bu kutuplaşmayı ve kafa karışıklığını artırmak için “Saldırganın İsrail ordusuyla bağları vardı” gibi asılsız iddiaları internette yaydığı tespit edildi.
3. “Kurgu / Staged” İddiaları
Diğer taraftan, Trump’ın muhalifleri arasında da bu saldırıların Trump yönetimi tarafından gündemi değiştirmek (örneğin Orta Doğu’daki savaşın ekonomik etkilerini ve petrol fiyatlarını unutturmak) için “kurgulandığı” yönünde tamamen zıt komplo teorileri (Mavi QAnon veya “BlueAnon” olarak adlandırılan akım) üretiliyor. Ancak FBI ve ABD istihbaratı, tüm bu iddiaları kesin bir dille reddediyor.
Özetle: Ortada ne İsrail’in ne de MOSSAD’ın bir suikast planı var. Saldırılar, Amerikan istihbarat raporlarına göre tamamen ABD içindeki radikal bireysel öfkelerden ve yalnız aktörlerden kaynaklanıyor. Küresel dezenformasyon mekanizmaları ise her büyük olayda olduğu gibi bu durumu da “MOSSAD yaptı” ya da “Trump kendi tiyatrosunu oynuyor” şeklinde manipüle etmeye çalışıyor.
Peki bu doğru olsa ABD devleti bunu açıklar mıydı?
Bu çok haklı ve mantıklı bir soru. Devletler arası ilişkilerin arka planını düşündüğümüzde, akla ilk gelen şeylerden biri “Doğru olsa bile bunu asla itiraf etmezler, üstünü örterler” düşüncesidir.
Gerçekten de istihbarat dünyasında birçok şey gizli kalır, ancak MOSSAD gibi yabancı bir servisin ABD topraklarında bir Amerikan başkanına/başkan adayına suikast düzenlemesi üstü kapatılabilecek bir durum değildir.
Eğer böyle bir şey doğru olsaydı, ABD devletinin bunu tamamen gizlemesi neredeyse imkansız olurdu. Bunun arkasında birkaç büyük neden var:
1. Devlet İçi Rekabet ve Sızıntılar (Derin Devlet Tek Parça Değildir)
ABD devlet yapısı, sırların sonsuza kadar saklanabileceği monolitik (tek parça) bir yapı değildir. CIA, FBI, Pentagon, Gizli Servis ve Beyaz Saray arasında her zaman bir güç mücadelesi ve klikleşme vardır.
- Trump’ı destekleyen çok güçlü bir bürokratik ve istihbari damar var.
- Eğer FBI veya Gizli Servis’in elinde İsrail/MOSSAD bağını gösteren tek bir somut delil (para transferi, telefon kaydı, ajan bağlantısı) olsaydı, Trump yanlısı istihbaratçılar veya senatörler bunu anında basına (örneğin Fox News’e) sızdırırdı. ABD’de bu büyüklükte bir skandalın gizli kalması fiziksel olarak imkansıza yakındır.
2. “Açıklama” Şekli Farklı Olurdu (Diplomatik Dil)
ABD devleti çıkıp kameralar karşısında “İsrail lideri emir verdi, MOSSAD da vurdu” gibi çiğ bir açıklama yapmayabilirdi. Ancak bunu başka bir ambalajla mutlaka dünyaya ilan ederlerdi. Nasıl mı?
- Saldırganın arkasındaki şebekeyi “İsrail devleti” olarak değil, “yabancı bir istihbarat ağıyla bağlantılı casuslar” olarak açıklarlardı.
- FBI iddianamesine yansıyan teknik detaylarla (kripto para hesapları, sinyal bilgileri) hedef dolaylı olarak gösterilirdi.
3. Arka Planda Devasa Bir Cezalandırma Başlardı
Eğer MOSSAD böyle bir şeye kalkışmış olsaydı, bu ABD egemenliğine ve devlet onuruna yapılmış en büyük saldırı (bir nevi savaş sebebi) sayılırdı. Biz dışarıdan hiçbir şey açıklanmadığını görsek bile, arka planda şunların yaşanması gerekirdi:
- ABD, İsrail’e yapılan milyarlarca dolarlık askeri ve finansal yardımı, silah sevkiyatlarını anında (en azından geçici olarak) askıya alırdı.
- İki ülke arasındaki istihbarat paylaşımı tamamen dururdu.
- Arka kapı diplomasisinde İsrail hükümetine ve istihbarat başkanlarına çok ağır yaptırımlar uygulanır, istifaları istenir veya tasfiye edilirlerdi.
Şu anki tabloya baktığımızda ise tam tersi bir durum var; ABD-İsrail arasındaki askeri, lojistik ve istihbarat ortaklığı (bölgedeki gerilimlere ve siyasi fikir ayrılıklarına rağmen) en üst düzeyde devam ediyor.
Özetle
ABD bunu halka ilan ederken diplomatik olarak kelimelerini seçebilirdi, evet. Ancak “hiçbir şey olmamış gibi davranması” ve arkasındaki devasa delil zincirini Amerikan devlet sistemi içindeki binlerce kişiden gizleyebilmesi mümkün olamazdı.
Daha önceki başkanlara yapmış olabilirler mi?
Tarihte bu iddiaların en yoğun odaklandığı tek bir eski ABD başkanı var: John F. Kennedy (JFK).
1963 yılındaki o meşhur suikastın arkasında MOSSAD’ın olduğunu öne süren teoriler, yıllardır komplo teorisyenleri ve bazı tarihçiler arasında tartışılır. Hatta günümüzde bile bu konu popülerliğini koruyor.
Ancak resmi, akademik ve istihbari açıdan bakıldığında, hiçbir ABD başkanına yönelik suikastın arkasında İsrail veya MOSSAD’ın olduğuna dair somut bir kanıt bulunmuyor.
Yine de bu iddiaların neden ortaya çıktığını ve JFK suikastı üzerinden nasıl bir mantık yürütüldüğünü anlamak, bu tür iddiaların dezenformasyon mekanizmasını çözmek için faydalı.
JFK ve MOSSAD Teorisi Nereden Çıkıyor?
Bu teoriyi savunanların (en bilineni Amerikalı yazar Michael Collins Piper’ın Final Judgment kitabıdır) öne sürdüğü iki ana argüman var:
- Dimona Nükleer Krizi: Kennedy başkan olduğunda, İsrail’in gizlice çölde kurduğu Dimona Nükleer Tesisi‘nde atom bombası üretmeye çalıştığını fark etti. Kennedy, Orta Doğu’da nükleer bir silahlanma yarışından çok korkuyordu ve İsrail Başbakanı David Ben-Gurion’a çok sert mektuplar yazarak tesise Amerikalı denetçilerin girmesini şart koştu. Bu durum iki ülke arasında tarihin en büyük diplomatik krizlerinden birine yol açtı. Teorisyenler, “İsrail nükleer programını korumak için Kennedy’yi tasfiye etti” iddiasını buradan türetiyor.
- Jack Ruby Detayı: Kennedy’yi vurduğu söylenen Lee Harvey Oswald’ı, kameralar önünde canlı yayında öldüren kişi Jack Ruby (asıl adı Jacob Rubenstein) adında Yahudi kökenli, mafya bağlantılı bir gece kulübü işletmecisiydi. Bu durum, suikastın arkasındaki “izleri temizleyen bir şebeke” olduğu algısını güçlendirdi.
İşin Aslı ve Resmi Raporlar Ne Diyor?
ABD’de bu suikastı araştırmak için kurulan resmi komisyonlar (Warren Komisyonu ve daha sonra Kongre’nin kurduğu Suikastlar Özel Komitesi), on binlerce belgeyi ve kanıtı inceledi.
- Resmi bulgular, tetiği çeken Oswald’ın Sovyetler Birliği (KGB) veya Küba sempatizanı yalnız bir aktör olduğunu (ya da en fazla iç mafya/istihbarat klikleriyle bağlantılı olabileceğini) gösteriyor.
- İsrail’in nükleer programı evet bir krizdi, ancak Kennedy öldükten sonra yerine geçen Lyndon B. Johnson döneminde de ABD bu nükleer programa mesafeli durmaya devam etti. Yani suikast İsrail’in ABD ile nükleer politikasını sihirli bir şekilde tamamen değiştirmedi.
Diğer Başkanlar Dönemi
Diğer suikasta uğrayan Amerikan başkanlarına baktığımızda (Abraham Lincoln, James A. Garfield, William McKinley) zaten İsrail devleti veya MOSSAD henüz ortada yoktu (MOSSAD 1951’de kuruldu).
Yakın tarihte Ronald Reagan’a yapılan suikast girişiminin arkasından ise tamamen psikolojik sorunları olan ve bir aktrisin (Jodie Foster) dikkatini çekmeye çalışan John Hinckley Jr. adında yalnız bir Amerikalı çıktı.
Sonuç olarak
İstihbarat örgütleri (MOSSAD dahil) düşman unsurlara, terör örgütü liderlerine veya nükleer bilimcilere suikastlar düzenlemiştir; bu bir sır değil. Ancak kendi varlığını, finansmanını ve askeri gücünü tamamen borçlu olduğu dünyanın süper gücü ABD’nin liderini vurmak, bir devlet için “kendi intihar fermanını imzalamak” demektir.
Bu nedenle, bu tür iddialar somut bir belgeden ziyade, Orta Doğu’daki nükleer çekişmeler ve suikastın etrafındaki gizemli figürler (Jack Ruby gibi) kullanılarak üretilen kurgusal senaryolardan ibaret kalıyor.