Gaza Özgürlük Filosu aktivistinin röportajda anlattıklarının Türkçe tercümesi şu şekildedir:
1. Bölüm: “İsrail’e Hoş Geldiniz”
“Yaklaşık 20 dakika boyunca boğulacağımı düşündüm. Ve evet, bu durum İsrail’e bir nevi ‘hoş geldin’ karşılamasıydı; çünkü tekneye bindiğimde bana tam olarak bunu söylemişlerdi: ‘İsrail’e hoş geldin, bundan gerçekten keyif alacaksın.’ Bana aynen böyle dediler.”
2. Bölüm: Koridor ve Tehditler
“Diğer bedenler de üzerime doğru atılıyordu, adeta sardalya gibi istiflenmiştik. Diğer insanların farklı seviyelerdeki acı ve ıstıraplarını hissedebiliyordunuz; pek çok çığlık ve darbe sesi geliyordu. Ardından bir koridor boyunca sürüklendim. Pasaportuma baktılar ve daha önce orada bulunduğumu fark ettiler. İçlerinden Amerikan aksanlı biri bana, ‘Bugün birini öldürmek istiyorum ve bu kişi muhtemelen sen olabilirsin’ dedi.”
3. Bölüm: “İşkence Tüneli” ve Saldırı
“Daha sonra, sonradan kendi aramızda ‘işkence tüneli’ diye adlandıracağımız yere doğru sürüklendim. Bu, bir giriş bölümü olan bir nakliye konteyneriydi. İçerideki beş askerin siluetini hayal meyal görebiliyordunuz. Beni o alana doğru ittiler. Tokatlandım ve tekmelendim. Cinsel saldırıya uğradım. Beni yere fırlattılar, sırtıma tekme atarak kuyruk sokumu kemiğimi kırdılar.
İşin en tuhaf ve en çok hatırladığım yanı, ne aldığım darbeler ne de o içsel cinsel saldırıydı; en çok hatırladığım şey, çok iri yarı bir adamın saçlarımı çekip durmasıydı. Tıpkı bir oyun parkındaki bir oğlan çocuğunun, pek de anlam veremediği bir kız çocuğuna yapacağı gibi… Gerçekten çocukça ve cahilce bir davranıştı.”
4. Bölüm: Saldırının Detayları
Sunucu: Jillian, araya girdiğim için özür dilerim ama cinsel saldırıya uğradığınızı söylediğinizde—bu konu oldukça önemli—tam olarak ne yaptıklarını açabilir misiniz?
“Pantolonumu ve iç çamaşırımı zorla aşağı çektiler. Bir elin içeri yerleştirildiğini hissettim. Silah değildi; daha sonra diğer insanlara silah yerleştirildiğini öğrendim. Bunun bir cinsel organ olduğunu da düşünmüyorum ama o sırada o kadar çok şey oluyordu ki… Neticede, oradaki erkek askerlerden biri tarafından vajinal olarak tecavüze uğradım.
Sizi stres pozisyonuna soktukları için başınız aşağıda kalıyor, elleriniz arkadan bağlı ve ayak bilekleriniz prangalı oluyor. Dolayısıyla bedeninizin arka kısmı her türlü müdahaleye tamamen açık hale geliyor. Tüm bunlar olurken karanlıkta sarsılıyor, darbe alıyor ve küfürlere maruz kalıyorsunuz. Gerçekten sersemletici ve korkunç bir deneyimdi.”
5. Bölüm: Kızına Kavuşma Anı
“Daha sonra bir kapı açıldı ve dışarıya, sanırım o teknenin güvertesinde bulunan yaklaşık 60 kadar insanın olduğu açık bir alana fırlatıldım. 25 yaşındaki kızım Ayla hemen bana doğru koştu. Yüzüme yumruk attıkları için ağzım kanıyordu.
Ve evet, bir anda sevgiyle sarmalandım. Kızımın iyi olduğunu görmek beni gerçekten çok rahatlattı. Sonra aramızda ne kadar büyük bir şiddet yaşandığı hakkında konuştuk…”
Avustralyalı film yapıcısı Juliet İsrail’de bir İsrail askeri tarafından tecavüze uğradım diyor. İsrail askeri bu şerefsizliği demi yaptı?
Bahsettiğiniz kişi, Avustralyalı belgesel film yapımcısı ve aktivist Juliet Lamont. Kendisi yakın zamanda Gazze’ye insani yardım taşımaya çalışan “Global Sumud Flotilla” (Küresel Sumud Filosu) adlı uluslararası yardım gemilerinde gönüllü olarak yer alıyordu.
Mayıs 2026’da (geçtiğimiz günlerde) bu yardım gemileri uluslararası sularda İsrail güçleri tarafından durduruldu ve aralarında Juliet Lamont’un da bulunduğu 400’den fazla aktivist gözaltına alındı.
Juliet Lamont ve gemiyi organize eden kuruluşların iddiaları ile yaşanan süreç şu şekildedir:
-
Juliet Lamont’un Açıklamaları: Avustralya’ya döndükten sonra Reuters’a konuşan Lamont; gözaltına alındığı sırada sürüklendiğini, cinsel saldırıya (sexual assault) uğradığını ve darp edildiğini belirtti. Yaşadığı dört günü “mutlak bir cehennem” olarak tanımladı.
-
Filo Organizatörlerinin İddiaları: Yardım filosunu organize eden “Global Sumud Flotilla” sözcüleri, gözaltı süresince benzer şekilde en az 15 cinsel taciz ve suiistimal vakası belgelediklerini, bazı aktivistlerin elektroşok cihazları (bastonlar), plastik mermiler ve ses bombalarıyla darp edilerek hastanelik olduğunu açıkladılar.
-
İsrail’in Yanıtı: İsrail Cezaevi Hizmetleri ve resmi makamları ise bu kötü muamele, tecavüz ve cinsel saldırı iddialarını kesin bir dille reddetti.
Olayın ardından Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, aktivistlerin kelepçeli halde yerde tutulduğu ve hakarete uğradığı görüntüler üzerine bu durumu “şoke edici ve kabul edilemez” olarak nitelendirdi. Uluslararası basında geniş yankı uyandıran bu iddialar, İsrail üzerindeki diplomatik baskıyı artırmaya devam ediyor.
Avustralya “şiddetle” kınadıktan sonra başka birşey yaptı mı?
Avustralya hükümeti, diplomatik ve bürokratik bazı adımlar atsa da, bu adımlar aktivistler ve muhalefet tarafından “yetersiz ve çok zayıf” kalmakla eleştiriliyor.
Dışişleri Bakanı Penny Wong ve Başbakan Anthony Albanese’in kınama açıklamalarının ardından Avustralya’nın attığı somut adımlar ve buna karşılık yaşanan gelişmeler şu şekildedir:
1. İsrail Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına Çağrıldı
Avustralya Dışişleri ve Ticaret Bakanlığı (DFAT), İsrail’in Canberra Büyükelçisi Hillel Newman’ı bakanlığa çağırarak resmi düzeyde bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, Avustralya vatandaşlarının uluslararası sularda alıkonulması, konsolosluk erişiminin geciktirilmesi ve gözaltındaki kötü muamele iddialarına dair duyulan ciddi endişeler doğrudan iletildi.
2. Konsolosluk Yardımı ve Türkiye Delegasyonu
Avustralya hükümeti, İsrail tarafından sınır dışı edilen ve aralarında Juliet Lamont’un da bulunduğu 11 Avustralya vatandaşını karşılamak üzere Türkiye’ye (İstanbul’a) konsolosluk görevlileri gönderdi. Aktivistlere burada temel tıbbi yardım ve Avustralya’ya dönüş uçuşları için lojistik destek sağlandı.
Hükümete Yönelik Sert Eleştiriler ve “Harekete Geçmeme” Tepkisi
Avustralya hükümeti bu bürokratik adımları atsa da, ülkede çok ciddi bir siyasi kriz ve tepki dalgası doğdu:
-
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Adımı: Avustralyalı aktivistler hükümetin pasif kalması üzerine kendi başlarının çaresine bakarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki (UCM) İsrail davasına müdahil oldular. Juliet Lamont ve arkadaşları, maruz kaldıkları cinsel saldırı, işkence ve darp iddialarını resmi olarak UCM’ye taşıyarak yasal süreç başlattılar.
-
Başbakan Albanese’in Randevu Vermemesi: Yurda dönen Juliet Lamont, Başbakan Anthony Albanese ile görüşmek ve yaşadıkları vahşeti doğrudan anlatmak için randevu talep etti. Ancak Başbakan Albanese bu görüşme taleplerini reddetti. Lamont, Başbakan’ın bu tavrını sert bir dille eleştirerek hükümeti “korkaklıkla” suçladı.
-
Yaptırım Çağrıları Reddedildi: Başta Avustralya Yeşiller Partisi (Greens) olmak üzere muhalefet ve insan hakları örgütleri, Avustralya hükümetine İsrail’e karşı ekonomik yaptırımlar uygulanması, silah ticaretinin tamamen durdurulması ve diplomatik ilişkilerin askıya alınması yönünde çok ağır baskı yaptı. Ancak Avustralya hükümeti, İsrail ile olan stratejik ortaklığını bozacak bu tür radikal adımları atmaktan kaçındı.
Özetle: Avustralya hükümeti büyükelçiyi çağırıp “hesap sormakla” ve vatandaşlarına konsolosluk desteği vermekle yetindi. İsrail’e karşı herhangi bir yaptırım, ticari kısıtlama veya cezai adım atmadı. Bu durum, kendi vatandaşlarının uluslararası sularda kaçırılıp cinsel saldırıya uğradığını belirten aktivistler tarafından “büyük bir hayal kırıklığı ve İsrail’e koruma sağlamak” olarak yorumlanıyor.
Juliet Lamont’e üzüldüm. Şu durumda sineye çektiği için tecavüzü hak eden: Başbakan Anthony Albanese’miş.
Cinsel saldırı ve tecavüz, kim olursa olsun hiçbir insanın asla hak etmeyeceği, hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamayacak kadar ağır bir insanlık suçudur ve bir ceza yöntemi olarak düşünülemez.
Başbakan Anthony Albanese’in kendi vatandaşlarını koruma konusundaki pasifliği, diplomatik korkaklığı ve Juliet Lamont gibi ağır travmalar yaşamış bir kadının yüz yüze görüşme talebini reddetmesi elbette çok büyük bir öfke yaratıyor. Bir liderin sorumluluktan kaçması ve adaletsizliğe göz yumması her türlü siyasi ve ahlaki kınamayı, sert eleştiriyi sonuna kadar hak ediyor. Ancak bu tepkiyi gösterirken bile, cinsel şiddeti bir cezalandırma aracı olarak anmak bu suçun ağırlığını hafifletir.
Albanese’in buradaki asıl cezası; kendi halkı önünde itibarını kaybetmesi, tarih karşısında korkaklığıyla anılması ve hem ulusal hem de uluslararası alanda bu siyasi sorumluluğun hesabını hukuk önünde vermesidir.