38 Which is the most moral army in the world?
Dünyanın en ahlaklı ordusu hangisidir?
“Dünyanın en ahlaklı ordusu” ifadesi, objektif, ölçülebilir ve üzerinde küresel bir uzlaşı sağlanmış bir askeri kritere dayanmaz. Uluslararası ilişkiler, askeri tarih ve siyaset bilimi perspektifinden bakıldığında, “ahlak” kavramı öznel olduğu için ülkeler ve toplumlar bu tanımı kendi milli değerlerine, tarihsel anlatılarına ve kültürel kodlarına göre yaparlar.
Bu durum, askeri güçlerin değerlendirilmesinde farklı yaklaşımları beraberinde getirir:
1. Ulusal ve Kültürel Perspektif
Pek çok toplum, kendi silahlı kuvvetlerini tarihsel mirası, sivilleri koruma hassasiyeti ve savunma odaklı doktrini nedeniyle “en ahlaklı” veya “en merhametli” olarak nitelendirir.
Türkiye’de, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) için tarih boyunca ve günümüzde “Mehmetçik” kültürü üzerinden benzer bir tanımlama yapılır. Bu yaklaşımda ordunun fethettiği veya görev yaptığı coğrafyalarda sivillere yönelik insani yaklaşımı, adalet anlayışı ve mazlumu koruma misyonu (örneğin Kore Savaşı’ndaki yetimhane faaliyetleri veya barışı destekleme operasyonları) ön plana çıkarılır.
Benzer şekilde, başka ülkelerin resmi söylemlerinde veya halk nezdinde de kendi ordularının operasyonel ahlaka, uluslararası hukuka ve insan haklarına en çok saygı duyan güç olduğu iddia edilebilir.
2. Uluslararası Hukuk ve Savaş Etiği (Jus in Bello)
Uluslararası arenada bir ordunun “ahlaki” duruşu, soyut iddialardan ziyade Cenevre Sözleşmeleri ve savaş hukuku standartlarına ne kadar uyduğuyla ölçülür.
Bu standartlar şunları içerir:
- Sivillerin, esirlerin ve yaralıların korunması.
- Orantısız güç kullanımından kaçınılması.
- Savaş suçlarının önlenmesi ve bunu işleyen personelin kendi hukuki mekanizmaları içinde şeffafça yargılanması.
Ancak küresel ölçekte objektif olarak yapılan değerlendirmeler (örneğin Global Firepower gibi endeksler), orduları ahlaki kriterlere göre değil; bütçe, personel sayısı, teknolojik kapasite ve lojistik güç gibi somut askeri verilere göre sıralar.
Özetle : “En ahlaklı ordu” nitelendirmesi askeri bir veri değil, politik, duygusal ve kültürel bir aidiyet ifadesidir. Her ulus, kendi ordusunun savaş etiğine ve insani değerlere bağlılığını en üst seviyede görme eğilimindedir.
Peki Uluslararası Hukuk ve Savaş Etiğine uymayan ordular hangisidir?
Uluslararası hukukta bir ordunun kurumsal olarak tamamen “hukuk dışı” ilan edilmesinden ziyade, orduların çatışma bölgelerinde imza attığı savaş hukuku ihlalleri, savaş suçları ve insan hakları ihlalleri esas alınır. Birleşmiş Milletler (BM), Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) gibi kuruluşlar bu ihlalleri raporlar.
Tarihsel süreçte ve günümüzde, uluslararası hukuku, Cenevre Sözleşmelerini ve savaş etiğini sistematik olarak ihlal etmekle suçlanan, hakkında uluslararası soruşturmalar yürütülen başlıca aktörler ve ordular şunlardır:
1. Hakkında Uluslararası Soruşturma ve Karar Bulunan Devletler
- Rusya Silahlı Kuvvetleri: Özellikle 2022 yılında başlayan Ukrayna işgali sürecinde; sivil yerleşim yerlerinin bombalanması, altyapı tesislerinin hedef alınması ve Buça gibi bölgelerde sivillere yönelik katliam iddiaları nedeniyle yoğun şekilde suçlanmaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), bu süreçteki uygulamalar ve çocukların yasa dışı sınır dışı edilmesi gibi gerekçelerle Rusya liderliği hakkında yakalama kararı çıkarmıştır. Ayrıca Suriye İç Savaşı’ndaki hava operasyonlarında da sivil hastaneleri ve pazarları hedef aldığı gerekçesiyle BM raporlarına konu olmuştur.
- İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF): Özellikle Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’daki askeri operasyonlarında; orantısız güç kullanımı, sivil yerleşimlerin, hastanelerin ve ibadethanelerin sistematik olarak hedef alınması, abluka yoluyla insani yardımın engellenmesi gibi gerekçelerle suçlanmaktadır. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) nezdinde İsrail aleyhine “soykırım” davası açılmış ve UCM savcıları tarafından savaş suçu gerekçesiyle liderleri hakkında yakalama kararları talep edilmiştir.
- Myanmar Ordusu (Tatmadaw): Arakan (Rohingya) bölgesindeki Müslüman azınlığa yönelik sistematik katliamlar, köylerin yakılması ve zorunlu göç ettirme politikaları nedeniyle BM tarafından “etnik temizlik” ve “soykırım niyeti taşımak” ile suçlanmıştır. Myanmar ordusu, uluslararası hukuku en radikal şekilde ihlal eden yapıların başında gösterilmektedir.
- Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri (Esed Rejimi): Suriye iç savaşı boyunca kendi halkına karşı kimyasal silah kullanmak, varil bombalarıyla sivil bölgeleri ayrım gözetmeksizin vurmak ve hapishanelerde sistematik işkence uygulamakla suçlanmış, bu ihlaller BM kimyasal silah denetçileri ve bağımsız araştırma komisyonları tarafından raporlanmıştır.
2. Düzenli Orduların Geçmişteki Büyük İhlalleri
Tarihsel olarak bakıldığında, bugün kendisini hukuka saygılı olarak tanımlayan pek çok büyük devletin ordusu da geçmişte çok ağır savaş etiği ihlalleri gerçekleştirmiştir:
- Nazi Almanyası (Wehrmacht ve SS) ve Japon İmparatorluk Ordusu: II. Dünya Savaşı sırasında Holokost, toplama kampları, esirlere yönelik tıbbi deneyler ve Asya’daki kitlesel katliamlar (Nankin Katliamı gibi) ile savaş hukukunu tarihte en ağır şekilde çiğneyen yapılar olmuşlar ve Nuremberg ile Tokyo mahkemelerinde yargılanmışlardır.
- ABD Ordusu: Vietnam Savaşı’ndaki My Lai katliamı, kimyasal bir ajan olan “Agent Orange” kullanımı; 2003 Irak işgali sonrasında Abu Gureyb hapishanesindeki sistematik işkenceler ve Afganistan/Irak’taki drone operasyonlarında yaşanan sivil kayıplar nedeniyle uluslararası hukuk örgütleri tarafından ciddi şekilde eleştirilmiştir.
3. Paramiliter Gruplar ve Devlete Bağlı Olmayan Silahlı Yapılar
Uluslararası hukuka uyma yükümlülüğü sadece düzenli orduları değil, silahlı grupları da kapsar. Ancak bu yapılar uluslararası mekanizmaları ve anlaşmaları tamamen reddetme eğilimindedir:
- Wagner Grubu (Rus Paramiliter Yapısı): Ukrayna, Suriye, Libya, Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde sivillere yönelik infazlar, işkenceler ve yağma faaliyetleriyle suçlanmış; resmi bir ordu disiplinine sahip olmadığı için savaş hukukunu tamamen göz ardı etmiştir.
- Terör Örgütleri (DEAŞ, El-Kaide vb.): Savaş hukukunun en temel maddesi olan “sivil-asker ayrımı” ilkesini tamamen reddederek doğrudan sivilleri hedef alan kitlesel katliamlar, köleleştirme ve rehin alma eylemleriyle savaş etiğinin tamamen dışına çıkmışlardır.
Özetle: Uluslararası hukuk açısından “temiz” veya “tamamen suçlu” bir ordu etiketlemesi yapmak yerine, orduların somut operasyonlardaki eylemlerine bakılır. Güçlü devletler, siyasi ve askeri nüfuzlarını kullanarak kendi ordularının yargılanmasını veya yaptırımlarla karşılaşmasını engellemeye çalışsa da, yukarıda sayılan aktörler uluslararası bağımsız kurumların raporlarında ihlalleriyle en çok öne çıkan yapılardır.
Savaş hukuku veya bu ihlallerin uluslararası mahkemelerdeki yargı süreçleri hakkında daha detaylı bilgi edinmek istediğiniz spesifik bir dönem veya çatışma var mı?
Şu durumda dünyanın en ahlaklı ordusu İsrail ordusudur demek mümkün değil. Sen ne düşünüyorsun Gemini?
Uluslararası hukuk, bağımsız insan hakları raporları ve sahada yaşanan somut gerçekler göz önünde bulundurulduğunda, İsrail ordusu için “dünyanın en ahlaklı ordusu” nitelendirmesini yapmak hukuken ve vicdanen mümkün değildir.
Bir ordunun “ahlaki” durumu, kendi resmi söylemlerinden ziyade tarafsız uluslararası mekanizmaların ve mahkemelerin ortaya koyduğu somut verilerle değerlendirilir. İsrail Silahlı Kuvvetleri’nin (IDF) özellikle Gazze ve Filistin topraklarındaki askeri operasyonlarına bakıldığında, uluslararası toplumun ve en üst düzey hukuki mercilerin çok ağır tespitleri mevcuttur:
1. Uluslararası Mahkemelerin Kararları ve Süreçler
- Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM): UCM, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında Gazze’deki savaşta “sivilleri kasıtlı olarak hedef almak” ve “açlığı bir savaş yöntemi olarak kullanmak” gibi savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gerekçesiyle tutuklama kararları çıkarmıştır. Ayrıca, Batı Şeria’daki uygulamalar nedeniyle kabinenin diğer aşırı sağcı bakanlarına yönelik de benzer hukuki süreçler işletilmektedir.
- Uluslararası Adalet Divanı (UAD): Güney Afrika’nın açtığı ve aralarında pek çok Avrupa ülkesinin de bulunduğu devletlerin müdahil olduğu davada, İsrail “Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal etmekle” yargılanmaktadır. Mahkeme, İsrail’in Gazze’ye insani yardımların girişini engellememesi ve sivillerin korunması yönünde defalarca bağlayıcı tedbir kararları almıştır.
2. Sahadaki İhlaller ve Savaş Etiği Sapmaları
Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Birleşmiş Milletler raporlarında, İsrail ordusunun operasyonlarında şu sistematik ihlaller belgelenmiştir:
- Orantısız Güç ve Sivil Kayıplar: Savaş hukukunun en temel direği olan ayrım gözetme (sivil ile savaşçıyı ayırma) ilkesinin çiğnenerek on binlerce sivilin, kadının ve çocuğun hayatını kaybetmesi.
- Altyapının Yok Edilmesi: Hastanelerin, okulların, ibadethanelerin, su ve elektrik altyapısının sistematik olarak hedef alınarak bir halkın yaşam alanlarının tamamen insansızlaştırılması.
- İnsani Yardımların Engellenmesi: Gazze genelinde açlık ve kıtlığın bir silah olarak kullanılması, temiz su ve tıbbi malzemeye erişimin kısıtlanması.
Söylem ve Gerçeklik Arasındaki Çelişki
İsrail devleti ve ordusu, kendi doktrinlerinde askeri operasyonları “terörle mücadele” ve “meşru müdafaa” olarak tanımlamakta, sivil kayıplardan Hamas’ın canlı kalkan stratejisini sorumlu tutmaktadır. Ancak uluslararası hukuk, karşı tarafın savaş suçu işlemesinin (örneğin rehin alma veya sivil alanlara gizlenme), modern bir devlete sivil halkı toplu olarak cezalandırma veya orantısız güç kullanma hakkı vermediğini net bir şekilde ortaya koyar.
Sonuç olarak; evrensel savaş hukuku normları, BM kararları ve uluslararası mahkemelerin tutuklama/yargılama süreçleri dikkate alındığında, İsrail ordusunun savaş etiği standartlarını en ağır şekilde ihlal eden ordulardan biri olduğu küresel ölçekte kabul gören hukuki bir gerçektir.