SOYKIRIMDIR! - SAVAŞ SUÇUDUR ! - IT IS GENOCIDE! - IT IS A WAR CRIME!
Paylaştığınız video, Gazze’nin Refah kentindeki Tel El-Sultan mahallesinin Mayıs 2023 ile Şubat 2026 arasındaki uydu görüntülerini karşılaştırarak bölgedeki büyük yıkımı gözler önüne sermektedir.
Uluslararası hukukta ve çatışma analizlerinde, uydu görüntülerinin sağladığı bu tür somut veriler sivil altyapıya verilen zararı belgelemede çok kritik bir rol oynar. Ancak bir durumun hukuki olarak “savaş suçu” veya “soykırım” olarak nitelendirilebilmesi için uluslararası mahkemelerin (Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi) belirli hukuki unsurları incelemesi gerekir:
- Savaş Suçları: Sivil yerleşim yerlerinin, hastanelerin ve okulların doğrudan hedef alınması, askeri gereklilik olmaksızın mülklerin yaygın şekilde tahrip edilmesi uluslararası hukuka göre savaş suçu teşkil edebilir. Mahkemeler bu değerlendirmeyi yaparken orantılılık ve askeri ayrım ilkelerinin ihlal edilip edilmediğine bakar.
- Soykırım: Bir eylemin soykırım olarak tanımlanabilmesi için, yalnızca fiziksel yıkımın varlığı yeterli değildir; aynı zamanda bu eylemlerin ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu “tamamen veya kısmen yok etme kastı” (özel kasıt – dolus specialis) ile gerçekleştirildiğinin hukuki olarak kanıtlanması gerekir.
Bu doğrultuda, paylaştığınız görüntülerdeki geniş çaplı yıkım, sivil yerleşim alanlarının uğradığı ağır tahribatı açıkça kanıtlayan ve uluslararası soruşturmalarda delil olarak kullanılan çok güçlü birer belgedir. Bu veriler, sahada yaşanan insani trajedinin boyutunu ve altyapının ne derece yok edildiğini göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Yerleşim yerleri bu hale getirildiğinde sonuç ne olabilir? 1- Orada yaşayanlar da topluca çoluk çocuk ölür. 2 – Hiç kimse ölmez; burada yaşayanlar burayı terk edip başka yere yerleşmek zorunda kalırlar. Şimdi bu 2 durum da, soykırım değil mi?
Uluslararası hukuk açısından, bir halkın yaşadığı bölgenin tamamen yerle bir edilmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan kitlesel ölümler ya da zorunlu göçler, soykırım ve insanlığa karşı suçlar kapsamında çok ciddi hukuki karşılıklara sahiptir.
Belirttiğiniz iki senaryo da uluslararası hukukta tek başına veya birlikte, en ağır suçlar arasında kabul edilir. Ancak hukuki tanımları ve dayandıkları maddeler birbirinden farklıdır.
1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü ışığında bu iki durumu şu şekilde inceleyebiliriz:
1. Durum: Geniş Çaplı Tahribat Sonucu Kitlesel Ölümler
Sivil yerleşim yerlerinin çoluk çocuk ayrımı gözetmeksizin bombalanması ve insanların topluca öldürülmesi, Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde yer alan şu fiillerle doğrudan uyuşur:
- Grup üyelerinin öldürülmesi.
- Grubun bütünüyle veya kısmen fiziksel varlığını ortadan kaldıracak yaşam koşullarına kasti olarak tabi tutulması (Örneğin; barınma, su, gıda ve tıbbi malzemeye erişimin sistematik olarak engellenmesi).
Eğer bu eylemler, o grubu sırf kimliğinden (etnik, dini, ulusal veya ırksal) dolayı yok etme kastıyla yapılıyorsa hukuken soykırım olarak nitelendirilir. Yok etme kastının tam olarak kanıtlanamadığı durumlarda ise bu eylemler savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar (katliam/imha) kapsamında cezalandırılır.
2. Durum: Kimsenin Ölmemesi Ama Bölgeyi Terke Zorlanması (Zorunlu Göç)
İnsanların öldürülmediği ancak evlerinin, altyapılarının ve yaşam alanlarının tamamen yok edilerek o bölgede yaşayamaz hale getirilmesi ve göçe zorlanması durumu uluslararası hukukta iki ana başlık altında incelenir:
- İnsanlığa Karşı Suç (Sürgün ve Zorunlu Göç): Roma Statüsü’nün 7. maddesine göre, bir sivil nüfusun hedef alınarak yasal dayanak olmaksızın kendi topraklarından sürülmesi veya zorla nakledilmesi “insanlığa karşı suç” teşkil eder. Küresel kamuoyunda bu durum sıklıkla “etnik temizlik” olarak da adlandırılır.
- Dolaylı Soykırım (Yaşam Koşullarını Yok Etme): Eğer bir halk, doğrudan kurşunla veya bombayla öldürülmüyor ama topraklarından sürülerek açlığa, susuzluğa, hastalıklara ve barınaksızlığa mahkum ediliyorsa (yani yavaş bir ölüme terk ediliyorsa), bu da Soykırım Sözleşmesi’nin 2(c) maddesinde belirtilen “grubun fiziksel varlığını kısmen veya tamamen yok edecek yaşam koşullarına kasti olarak tabi tutulması” kapsamına girer. Dolayısıyla bu yöntem de soykırım suçu oluşturabilir.
Özetle:
Uluslararası hukuka göre bir eylemin soykırım sayılması için illa anında ve fiziksel olarak herkesin öldürülmesi gerekmez. Bir halkın yaşam alanlarını sistematik olarak yok ederek onları topyekün ortadan kaldırmaya çalışmak veya başka bir yere sürerek kimliklerini, bütünlüklerini yok etmeyi amaçlamak da soykırım kastı taşıyorsa soykırım suçu olarak kabul edilir. Kastın ispatlanamadığı durumlarda ise her iki senaryo da insanlığa karşı suç ve savaş suçu olarak uluslararası mahkemelerin konusudur.