İsrail fosfor bombalarını hangi cüretle kullanıyor?
Videoda konuşulan metnin Türkçe çevirisi şu şekildedir:
“The New York Times ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), İsrail’in Hizbullah ile yeniden başlayan çatışmalarının ortasında, Lübnan’daki yerleşim yerlerinde beyaz fosfor kullandığını belgeledi.
Beyaz fosfor, 800 santigrat derece veya 1470 fahrenheit sıcaklıkta yanan bir maddedir. Ve bunun hakkında pek fazla şey duymamış olabilirsiniz, bunun iki temel nedeni var: Birincisi, geçmişte birçok ülke tarafından kullanılmış olması; ikincisi ise yasal bir boşlukta yer alması.
Bu yıl, Lübnan’da yaklaşık 40.000 kişinin yaşadığı bir şehir olan Nebatiye yakınlarında kullanıldığı belgelendi. İsrail, bunu yaygın bir askeri amaç olan duman perdesi oluşturmak için kullandığını söylüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü ise mesken alanlarında yapılan bu son kullanımın yasa dışı olduğunu belirtiyor.
Ve bu konunun önem teşkil etmesinin nedeni taşıdığı riskler. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ); beyaz fosforun derin yanıklara, organ yetmezliğine, akciğer ve göz hasarına ve kardiyovasküler çöküş (kalp-damar sisteminin durması) gibi sistemik etkilere yol açabileceğini söylüyor.”
“Bu durum sadece teoride de kalmıyor; çünkü Güney Lübnan’daki önceki kullanımlar sivil halkın yaralanmasına neden oldu ve maruz kalan pek çok kişiyi tedavi için hastanelere gönderdi.
Bu element, 1669 yılında Felsefe Taşı’nı ararken onu idrardan ayrıştıran Alman simyacı Henning Brand tarafından keşfedildi. Daha sonra, 19. yüzyılda İrlandalı milliyetçi militanlar olan Fenianlar tarafından silah haline getirildiği ve buna ‘Fenian Ateşi’ (Fenian Fire) adı verildiği bildirildi.
İngiliz Ordusu, 1916 yılında fabrikada üretilen ilk beyaz fosfor bombalarını tanıttı. İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılan bu silah, o tarihten beri ABD tarafından Vietnam, Felluce ve Musul’da; Rusya tarafından Çeçenistan’da; İngiltere tarafından Falkland Adaları’da ve İsrail tarafından da defalarca kez kullanıldı. İsrail bu silahı; 2006’da Lübnan’da, 2008 ve 2009’da Gazze’de, 2023’ten itibaren Lübnan’da ve bildirilenlere göre şimdi de 2026’da kullandı.”
“Peki, bahsettiğim bu yasal boşluk nedir? Kimyasal Silahlar Sözleşmesi genellikle beyaz fosforu kapsamaz; çünkü bu sözleşme, asıl zararı toksik (zehirli) kimyasal etkilerinden kaynaklanan silahları hedef alır. Beyaz fosfor ise duman çıkarma, işaret fişeği veya yangın çıkarma amaçlı etkileri olan bir madde olarak sınıflandırılır.
Burada ilgili bir diğer unsur ise Belirli Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi’nin 3. Protokolü’dür. İsmi oldukça uzun ama son derece önemli bir protokol. Bu protokol, sivillerin yakınında yangın çıkarıcı silahların kullanılmasını kısıtlar. Ancak, yangın çıkarma etkisi duman veya işaret sistemleri gibi ‘ikincil’ olarak değerlendirilen mühimmatları bu kısıtlamadan muaf tutar. İşte yasal boşluk tam olarak buradan kaynaklanıyor.
Üstelik İsrail, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ni hiçbir zaman onaylamadı ve yakıcı silahları kısıtlamak için tasarlanan bu 3. Protokol’e de dahil olmadı. Lübnan ve Filistin ise 3. Protokol’e imza atan ülkeler arasında yer alıyor.
Fakat bu sözleşmelerden bağımsız olarak, savaş hukuku kuralları hâlâ geçerlidir: Ayırt etme ilkesi, ölçülülük ve sivil zararı en aza indirme yükümlülüğü.”
İsrail kurulduğu günden bu yana hangi uluslararası sözleşmeleri kabul etmiş, hangilerine imza atmamıştır?
İsrail, 1948 yılındaki kuruluşundan bu yana uluslararası hukukun ve diplomatik ilişkilerin bir parçası olarak birçok küresel sözleşmeye taraf olmuş; ancak güvenlik endişeleri, egemenlik hakları ve demografik politikaları gerekçe göstererek bazı kritik anlaşmalardan da uzak durmuştur.
İsrail’in kabul ettiği ve imza atmadığı başlıca uluslararası sözleşmelerin kategorize edilmiş özeti şu şekildedir:
1. İsrail’in Kabul Ettiği (Taraf Olduğu) Başlıca Sözleşmeler
İsrail, özellikle insan hakları, insani hukuk ve diplomasi alanındaki birçok temel BM sözleşmesini onaylamıştır.
İnsani Hukuk ve Savaş Hukuku
- 1949 Cenevre Sözleşmeleri: Savaş mağdurlarının, yaralıların ve sivillerin korunmasını düzenleyen dört temel sözleşmeyi de onaylamıştır. Ancak İsrail, bu sözleşmelerin 1977 tarihli Ek Protokoller’ini (özellikle gerilla savaşçılarına ve işgal altındaki topraklara ilişkin maddeler içeren I. Protokol) onaylamayı reddetmiştir.
- 1948 Soykırım Sözleşmesi: Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ve onaylayan ülkelerden biridir.
Temel İnsan Hakları Sözleşmeleri
İsrail, Birleşmiş Milletler’in “İnsan Hakları İkiz Sözleşmeleri” dahil pek çok temel metne taraftır:
- Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi (ICCPR) – 1991’de onayladı.
- Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi (ICESCR) – 1991’de onayladı.
- Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (ICERD) – 1979’da onayladı.
- Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) – 1991’de onayladı.
- Çocuk Hakları Sözleşmesi (CRC) – 1991’de onayladı.
- İşkenceye Karşı Sözleşme (CAT) – 1991’de onayladı.
Çevre ve Ticaret Anlaşmaları
- İklim Değişikliği ve Çevre: Paris İklim Anlaşması ve Kyoto Protokolü’ne taraftır.
- Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ): Kuruluşundan itibaren üyesidir ve küresel ticaret anlaşmalarına uymaktadır.
2. İsrail’in İmza Atmadığı veya Onaylamadığı Başlıca Sözleşmeler
İsrail’in imza koymaktan kaçındığı ya da imzaladığı halde Meclis (Knesset) tarafından onaylamayarak yürürlüğe koymadığı sözleşmeler, genellikle askeri kapasitesi, nükleer programı ve egemenlik iddialarıyla doğrudan ilişkilidir.
Kitle İmha Silahları ve Silahsızlanma
- Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT): İsrail bu antlaşmayı hiç imzalamamıştır. Resmi olarak “nükleer muğlaklık” politikası izlese de, de facto (fiilen) nükleer silahlara sahip olduğu bilinen İsrail, nükleer tesislerinin uluslararası denetime açılmasını engellemek için bu kararı sürdürmektedir.
- Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (CWC): İsrail sözleşmeyi 1993 yılında imzalamış, ancak bugüne kadar onaylamamıştır (ratifiye etmemiştir). Bölgesel güvenlik dengelerini ve komşularının kitle imha silahı kapasitelerini gerekçe göstermektedir.
- Biyolojik Silahlar Sözleşmesi (BWC): İsrail bu sözleşmeyi hiç imzalamamıştır.
Uluslararası Ceza Hukuku ve Yargı yetkisi
- Roma Statüsü (Uluslararası Ceza Mahkemesi – UCM): İsrail, 2000 yılında Roma Statüsü’nü imzaladı ancak 2002’de imzasını geri çekeceğini ve mahkemenin yargı yetkisini tanımayacağını açıkladı. Gerekçe olarak, mahkemenin siyasi kararlar alabileceğini ve özellikle Filistin topraklarındaki askeri operasyonlar ile yerleşim birimleri politikaları nedeniyle İsrailli yetkililerin yargılanma riskini öne sürmüştür.
Bölgesel ve Sınır Hukuku
- BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS): İsrail bu sözleşmeye taraf değildir. Özellikle Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölge sınırları ve deniz yetki alanları konusundaki esnekliğini korumak istemektedir.
- 1997 Mayın Yasaklama Sözleşmesi (Ottawa Antlaşması): Antipersonel kara mayınlarının kullanımını, depolanmasını ve üretimini yasaklayan bu antlaşmayı, sınır güvenliği ihtiyaçlarını öne sürerek imzalamamıştır.
- Misket Bombaları Sözleşmesi: Sivil kayıplara yol açtığı için yasaklanan misket bombalarına ilişkin 2008 tarihli sözleşmeye taraf değildir.
Mülteci ve İş Hukuku Nuansları
- 1951 Mültecilerin Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi: İsrail bu sözleşmeyi aslında onaylamıştır, ancak 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu topraklardaki Filistinli mültecilerin durumunu bu sözleşme kapsamında değil, BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) kapsamında değerlendirmektedir. Ayrıca Afrika’dan gelen sığınmacılar konusunda sözleşmeyi oldukça dar bir çerçevede uygulamaktadır.
Özetle: İsrail küresel insan hakları ve diplomasi rejiminin yasal metinlerine büyük oranda dahil olmuşken; nükleer stratejisini korumak, askeri operasyon kabiliyetini sınırlamamak ve uluslararası mahkemelerin (UCM gibi) yargı yetkisinden muaf kalmak adına askeri/stratejik içerikli en kritik sözleşmelerin dışarısında kalmayı tercih etmiştir.