İsrail’in yürüttüğü enformasyon savaşı; sahadaki fiziksel tanıkları (gazetecileri) ortadan kaldırmak, uluslararası ana akım medyada dil kontrolü sağlamak ve dijital dünyada algoritmik sansür ile sahte iddiaları (Pallywood vb.) yayarak olası savaş suçlarının görünürlüğünü, dolayısıyla da hukuki ve siyasi faturasını engellemek üzerine kuruludur.
İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki askeri operasyonları sırasında ortaya çıkan sivil katliamları, altyapı yıkımları ve olası savaş suçlarına dair görüntülerin küresel kamuoyuna ulaşmasını engellemek ya da bu verilerin etkisini hafifletmek adına uluslararası medya ve sosyal medya mecralarında çok katmanlı bir bilgi savaşı yürütülmektedir.
Akademik araştırmalar, insan hakları örgütlerinin raporları (BM, İnsan Hakları İzleme Örgütü vb.) ve sızan belgeler ışığında, bu faaliyetler temel olarak şu başlıklar altında toplanmaktadır:
1. Dijital Diplomasi ve Savunma Mekanizması: Hasbara
İsrail’in kamuoyunu yönlendirme ve resmi tezlerini yayma stratejisi literatürde “Hasbara” (İbranicede açıklamak veya gerekçelendirmek) olarak adlandırılır. Dijital çağda bu yapı, devlet fonlu devasa bir sosyal medya operasyonuna dönüşmüştür.
- Mağduriyet ve Haklılık Ambalajı: Saldırılar ve sivil ölümleri, devletin resmi kurumları ve elçilikleri aracılığıyla sürekli olarak “meşru müdafaa” ve “terörle mücadele” çerçevesine oturtulur.
- Sivil Acıyı Önemsizleştirme (Dehumanization): Filistinli sivillerin yaşadığı trajediler, “canlı kalkan” argümanı arkasına gizlenerek sistematik biçimde meşrulaştırılmaya çalışılır.
2. Kanıtları Karartma ve “Pallywood” Söylemi
En yaygın taktiklerden biri, savaş alanından gelen gerçek vahşet görüntülerinin “kurgu” veya “sahte” olduğunu iddia etmektir.
- Kurgu İddiası: Yaralı veya hayatını kaybetmiş çocukların, bombardıman altındaki sivillerin acı feryatlarını içeren ve uluslararası ödüller alan (örneğin World Press Photo ödüllü Mahmoud Ajjour fotoğrafı gibi) görsel kanıtlar, pro-İsrail hesaplar tarafından “Pallywood” (Filistinlilerin Hollywood’u) etiketiyle sunulmaktadır. Filistinlilerin kendi acılarını aktörler kullanarak kurguladığı iddia edilerek küresel empati kırılmaya çalışılır.
- Yapay Zeka (AI) Etiketlemesi: Gerçek yıkım ve katliam fotoğrafları, sosyal medyadaki bot ağları vasıtasıyla kasıtlı olarak “yapay zeka üretimi sahte görsel” olarak damgalanmakta, böylece izleyicide şüphe uyandırılarak kanıtların gücü zayıflatılmaktadır.
3. Sahadaki “Gözleri” Yok Etmek ve Bilgi Karartması (Infocide)
Uluslararası hukuka göre savaş suçlarının belgelenmesindeki en büyük kaynak gazetecilerdir. Bilgi akışını kesmek için doğrudan sahaya müdahale edilmektedir.
- Gazeteci Katliamları: Bölgedeki durumu dünyaya aktaran yüzlerce Filistinli gazeteci ve medya çalışanı saldırılarda hayatını kaybetmiştir. BM ve uluslararası basın örgütleri, bu durumun bağımsız doğrulamayı engellemek için sistemli bir susturma çabası olduğunu sıkça vurgulamaktadır.
- Yabancı Basın Yasağı: İsrail, uluslararası bağımsız gazetecilerin Gazze’ye girişini tamamen yasaklamıştır. Bölgeye giren çok az sayıdaki Batılı gazeteci ise ancak İsrail Ordusu (IDF) eşliğinde ve askeri sansürden geçmiş görüntüleri yayınlamak şartıyla içeri alınmaktadır.
- İletişim Kesintileri: Bombardımanlar sırasında internet ve elektrik altyapısı kasıtlı olarak çökertilerek, sivillerin anlık yayın yapması ve suç teşkil edebilecek görüntüleri dünyaya ulaştırması engellenmektedir.
4. Sosyal Medya Platformlarındaki Algoritmik Sansür ve Gölge Engelleme
Sosyal medya şirketlerinin (Meta, X, TikTok, YouTube) içerik denetleme politikaları üzerinde ciddi bir lobi ve baskı mekanizması kurulmuştur.
- Gölge Engelleme (Shadowbanning): BM insan hakları komitelerinin raporlarında da yer aldığı üzere, Filistin halkıyla dayanışma gösteren, saldırıları eleştiren veya doğrudan savaş yıkımını aktaran hesapların erişimleri algoritmik olarak kısıtlanmakta veya içerikleri “şiddet barındırıyor” gerekçesiyle kaldırılmaktadır.
- Kapsamlı İçerik Bildirim Ağları: İsrail hükümeti (özellikle Diaspora İşleri Bakanlığı) ve pro-İsrail lobiler tarafından organize edilen, binlerce gönüllü ve bottan oluşan ağlar, Filistin yanlısı veya eleştirel paylaşımları kitleler halinde şikayet ederek hesapların kapatılmasını sağlamaktadır.
5. Batı Medyasında Dil ve Çerçeveleme Yanlılığı (Framing)
Büyük Batı medyasında (The New York Times, BBC, CNN vb.) dil kullanımı yoluyla algı yönetimi yapılmaktadır. Yapılan veri analizleri (örneğin The Intercept ve bağımsız veri bilimcilerin çalışmaları) şu çarpıklıkları ortaya koymuştur:
- Aktif ve Pasif Dil Ayrımı: İsrailli kurbanlardan bahsedilirken “öldürüldü”, “katledildi” gibi net ve aktif kelimeler kullanılırken; Filistinli siviller, çocuklar ve gazeteciler için “patlama sonrası hayatını kaybetti”, “ölenler arasında yer aldı” gibi faili gizleyen pasif bir dil tercih edilmektedir.
- Tarihsel Bağlamdan Koparma: Yaşanan süreç, onlarca yıllık işgal, abluka ve apartheid (ırk ayrımcılığı) politikalarından tamamen bağımsız, yalnızca belirli bir tarihte (örneğin 7 Ekim saldırılarıyla) durup dururken başlamış bir süreç gibi sunularak tarihsel bağlam karartılmaktadır.
- Kaynak Güvenilirliğini Sarsma: İsrail ordusunun resmi açıklamaları hiçbir bağımsız süzgeçten geçirilmeden “kesin gerçek” gibi sunulurken, Gazze’deki insani durum ve can kayıplarına dair veriler sürekli olarak “Hamas yönetimindeki Sağlık Bakanlığı” vurgusuyla verilerek uluslararası kamuoyunda şüphe algısı yaratılmaktadır.
Özetle: İsrail’in yürüttüğü enformasyon savaşı; sahadaki fiziksel tanıkları (gazetecileri) ortadan kaldırmak, uluslararası ana akım medyada dil kontrolü sağlamak ve dijital dünyada algoritmik sansür ile sahte iddiaları (Pallywood vb.) yayarak olası savaş suçlarının görünürlüğünü, dolayısıyla da hukuki ve siyasi faturasını engellemek üzerine kuruludur.